Feed on
Yazılar
Yorumlar

 

Bana birşeyler anlat, canım çok sıkılıyor
Bana birşeyler anlat anlat, içim içimden geçiyor
Yanımdasın susuyorsun, susuyor konuşmuyorsun
Bakıyor görmüyorsun
Dokunsan donacağım, içimde intihar korkusu var
Bir gülsen ağlayacağım ,bir gülsen kendimi bulacağım
Depremler oluyor beynimde dışarıda siren sesi var
Her yanımda susmuş insanlar susmuş
İçimde ölen biri var

vay vay vay…

Hadi birşeyler söyle, çocuk gözlerim dolsun
İçinden git diyorsun, duyuyorum gülüm
Gideceğim son olsun

Yanımdasın susuyorsun, susuyor konuşmuyorsun
Bakıyor görmüyorsun

Dokunsan donacağım, içimde intihar korkusu var
Bir gülsen ağlayacağım bir gülsen kendimi bulacağım

İçimde soluyorsun, iki can var içimde
Korkular salıyorsun üstüme korkular her an başka biçimde

Depremler oluyor beynimde dışarıda siren sesi var
Her yanımda susmuş insanlar susmuş
İçimde ölen biri var

Vay  vay vay…(a.k)
 
 

 

 

 

adnan 25 ağustos

yine panoramik fotoğraf arşivim için çıkmıştım  beyoğlu na ,sadece amatör bir ruhla yapıyordum şimdilik ama istanbul aşkımı canlı tutuyordu bu fotoğraf merakı, zaten  başka türlü de olamazdı hem zaten  bu bayilik işini eninde sonunda evlenince bırakacaktım, zeynep le bir sözümüz var bizim  birlikte  bir cafe açacak ,o  kahveleri yapacak bende hem işletmesi hem de servisi ile ilgilenecektim en yakın zamanda ..

bu gece çektiğim fotoğrafları bilgisayara yüklerken gördüm o gözleri kadraja sadece  böyle belirgin gözleri girmişti, istiklal caddesizni  cezayir sokağına bakan  köşesinde elinde sigarayla bekliyordu belli ki sevgilisinin gelmesini bekliyordu sessizce ,peki o bakışlar neydi öyle ,neden girmişti ki benim makinanın içinde şimdi,kimdi bu kız  yarın yine gideceğim beyoğluna bulamayacağım yüzde yüz ama belki görürsem tekrar farkettirmeden  o gözleri yeniden çekebilirim.

özgü 25 ağustos

 bugün inanılmaz birşey oldu ,adnan la seneler sonra karşılaştık ama beni tanımadı bile, ben de öyle bakakaldım ,amma ukala bir tip olmuş,saçları, gömleği,elinde fotoğraf makinası sağa sola  çarpa çarpa fotoğraf çekiyor,sanki 15 yıl önce ortaokulda kağıthane  gecekondularından fırlayan bir yeniyetme değil,kendini bulmuş ama hala kendine gelememiş gibi, yarın yine gidiceğim tanımazsa tanımasın, hem nerden tanıyacak  15 yıl önceki bir kerelik kağıthanenin izbe pastanelerinde elini tuttuğu kız olduğumu nerden hatırlayacak.  gidicem yarın işte..

acılara tutunmak..

 

Acılara Tutunmak

Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimizde
O yuvasız çalı kuşu
Bense kafeste kanarya

O dolaşmış daldan dala
Savurmuş yüreğini
Ben bölmüşüm yüreğimi
Başkaldıran dizelere

Aramakmış oysa sevmek
Özlemekmiş oysa sevmek
Bulup bulup yitirmekmiş
Düşsel bir oyuncağı

Yalanmış hepsi yalan
Yalanmış hepsi yalan
Sevmek diye bir şey varmış
Sevmek diye bir şey yokmuş

Acı çektim günlerce
Acı çektim susarak
Şu kısacık konuklıkta
Deprem kargaşasında

Yaşadım bir kaç bin yıl
Acılara tutunarak
Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimiz de

Acılardan arta kalan
İşte bu bakışlarmış
Buğu diye gözlerimde /gün batımı bulutlarmış..

 :::/:::

  Şimdi saat sensizliğin ertesi
Yıldız dolmuş gökyüzü ayaydın
Avutulmuş çocuklar çoktan sustu
Bir ben kaldım bir ben kaldım
Tenhasında gecenin avutulmamış ben
Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettin ki bu yaşlar
Utangaç boynunun kolyesi olsun
Buda benim sana buda benim sana ayrılırken hediyem olsun

Soytarılık etmeden güldürebilmek seni
Ekmek çalmadan
Doyurabilmek ve haksızlık etmeden doğan güneşe bütün
Aydınlıkları içine süzebilmek gibi mülteci isteklerim oldu
Arasıra biliyorsun
Şimdi iyi niyetlerimi bir bir
Yargılayıp asıyorum
Bu son olsun bu son olsun ..

Şimdi saat yokluğunun  belası
Sensiz gelen sabaha günaydın
İşi gücü olanlar çoktan gittiler
Bir ben kaldım bir ben kaldım
Voltasında gecenin hiç uyumamış ben
Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettin ki bu yaşlar
Utangaç boynunun kolyesi olsun
Buda benim sana buda benim sana ayrılırken hediyem olsun

Kafamı duvara vurmadan tanıyabilmek seni
Beyninin içindekileri anlayabilmek ve yitirmeden yüzündeki
anlık Tebessümü
Bütün saatleri öylece dondurabilmek için
Çıldırasıya paraladım kendimi lanet olsun
Artık sigarayı üç pakete çıkardım günde
Olsun güzelim olsun ne olacaksa olsun

 

 

yal-ın-ız-lık

 

yalnızım yine sensiz yalın-ım yine,paylaşmadıkça artan tek duyguymuş yalnızlık,paylaşılmazmış değil,paylaşılırsa azalırmış sadece yoksa bende yalnızlığın hiç bitmezmiş,bugün öğrendim bunu,yalnızlığın aşılmazmış..

yanlış anlama değil çabam yaşananlara,yaşamaya,umutlara,umutlananlara bağıtlı değil artık,zira seviyorum o nahoş duygunu,adına bir türlü aşk demiyorum diyemiyorum, çünkü bir asır geçmedi üzerinden ,ismimiz bilinmedi hala ,belki yaşarlar bir yerlerde ihanet etmeyelim yaşayan -ın kilere

belki bir duvarda ismi kırılana dek sır olursun, belki o duvardan ardılmayı bekleyen yalnızlığım olursun birgün,belki sırrın kendisi sen olursun,ışığım olursun sahi olur musun,?olmazsın olma zaten, ben  herşeyimiz oluyorum tek kişilik yüreğimle; ikimiz için de yalnız oluyorum işte…

  sen gideli ne kadar oldu hatırlamıyorum ,ne kadar oldu taşınalı yüreğimden,ama artakalan yalnızlığın bile bir ömrümü geçirmeye yetecek,onu da alıp gitme,gitmesin zaten ,git-me zaten;ben ikimiz için de gidiyorum,tek kişilik adımlarımla  geçip gidiyorum biz-den işte…

insanların neye,nelere,ne kolay ağlayabildiği umurumda değil artık,ben  ben de ağlıyorum işte duyun yalnızlığımı,tek  kalan yalınlığımı  ağlıyorum ikimize yetecek kadar ağlıyorum hem de, sen ağlama,ağlama zaten, ağlama sakın,ağlama e mi,ağlama n’olur ,ben artık DAYANAMIYORUM…dayanamıyorum işte..

I had a dream..

 

bir zamanlar Martin Luther in söylediği ünlü bir  cümleydi,konuşmasına öyle başlamıştı,I have a dream, bir rüyam var diye ve en can alıcı sözlerle devam edecekti, şimdilerde bu konuşmanın anlamını  ve liderlerin konuşmalarının asıl anlamını düşünüyorum,insan haklarını konu alan bir metne imza atılır,hayaller gerçekleşir ,kimbilir siyah bir başkan Martin in devrimini gerçekleştirip bir süreliğine bir yığın insanı rüyanın gerçekleştiğine inandırabilir,ama gerçekte öyle değildir işte,insan olmaya kurgulandığımız günden beri böyledir işte,dünyanın en iyi insanları ,en büyük liderleri bile topluluk adına karar alabilme yetisini kendine görür,kısacası insanlığın iyiliğini belli gruplar bilebilir mantığı,belli gruplara ayrıcalık tanınır,belli insanlar seçkin,lider,elit,ve hatta peygamber olur. tüm gerçekler tüm insanlardan saklanır..

evet bir rüyam vardı,büyüyünce iyi insan olucaktım,diğer insanlara yardım edecektim,ülkeler arasındaki sınırları kaldıracaktım,atatürk ün dediği gibi cihan a barış sağlayacaktım, falan … falan..

şimdilerde akıllandım, her giden can ın arkasından benim de ihmalim benim de sorumluluğum var,bir kenarda öylece oturmayacağım,bir rüyası olanların o rüyayı gerçekleştirmemeleri için elimden geleni yapacağım,onlar tüm insanlar adına düşünedursun ben de onlar için düşüneceğim,madem ki düzen değişmeyecek,değiştiremeyeceğim insanları,o kara mizah örneği başıbozuk düzenin çarkları olan başı bozuk liderleri değiştireceğim,daha iyisi daha iyisi gelene kadar, yok onları da mı değiştiremiyorum o zaman  yanlarına sokulup düşüncelerini değiştireceğim,

bir rüyam vardı artık akıllandım ,nasıl olsa düzen değişmeyecek şimdiye kadar ki rüyalarım iyi insan olma,barış,iyilik falan temelinde kıyameti reddetme fikrine dayanıyormuş,artık akıllandım kıyamet insanlığın üstüne çökeceğine göre iyilik ,çevre,insan, falan hepsinin sonu gelecek demek,artık akıllandım,kıyameti engellemeye değil ne kadar çok insan kurtarırsak o kadar kazançlı çıkarız mantığıyla gidiyorum,bunun için dünyayı feda etmeden, ama tüm dünyayı insanların ayaklarının altına sererek,yapılacak işler çok…

her toplum lider bekler,ama tüm liderler bulunduğu toplumun içinden çıkmıştır,öyledir işte,şu anda lider çıkaracak bir toplum değiliz,biran önce seferberliğe gitmezsek,biran önce kişisel çıkarlarımızı bir yana bırakıp(çöp vergisini ödemek ama bir yandan vergi adaletsizliği için yürüyüş düzenleyebilmek)  gibi,çabalamazsak,aynı anda iki iyi şeyin olabileceğine inancımız artarsa(T.S.K iyidir çanakkale bir türkiye destanıdır ama önümüzdeki yüzyılda da daha büyük destanlar bizi bekliyor farketmezsek::)enik encek derler ya işte öyle o dağlara çıkıp onlara göstermezsek ,orada silahla çarpıştıklarının  emsallerinin ülkede hala play station ve bebeklerle oynadığını o zalimlere göstertmezsek ölelim biz, onlar barış için çıkacağına biz tüm ülke dağı ayağımıza getirip barış diye haykıralım, tüm siviller  sadece askerden çözüm beklemek niye, hadi 50. 000 kişi mesela 50.000 kişi aktütüne yürüsek dünya duymaz mı ,asker yerine bu kez sivillerden duymaz mı terörü,gelin 19 luklar yerine bizi öldürün bakın biz de elimize ilk defa silah aldık diye bağırsak ,o içinde atan bir yürek olduğunu terörist farketmez mi,bizi de mi öldürür,öldürsün o zaman belki adı savaş olur ve dünya yanımızda olur,onun körebe oyunu bozulur, madem siviller güngören de orda burda zaten ölücek  bari geçelim o gencecik askerlerin yerine dağda ölelim,ülkemiz sınırları zaten bölünmez anladık tüm dünya aktütüne saldırsa Allah ın izniyle santim bile giremezler  o nu da anladık  ama yeni dünya düzeni böyle değil,daha iyi daha güvenli,daha barışçıl bir ülke olmanın yollarını içimizde sorgulamaya ve çabalamaya başlayıp en azından sorular sormaya başlayalım ki duyan çocuklarımızdan bir lider yetişebilsin….

biraz dadaistçe oldu ama iyiniyetlerle yazıldı,önce o-nlar sağolsun,vatan zaten hep sağ olucak …hep birlikte…

 

 

 

 

“Othello nereye gitsin bundan böyle?

Bakayım sana, nasıl görünüyorsun şimdi?

Ah talihsiz kadın! Soluksun giydiğin ak giysiler gibi!

Kıyamet günü buluştuğumuzda

Bu masum bakışın cennetten fırlatıp atacak ruhumu

Ve zebaniler sıçrayıp havada kapacaklar onu.

Soğudun mu yavrum, soğudun mu?

Tıpkı saflığın gibi?

” …

 

Ah, lanetlenmiş köle!

Beni kamçılayarak uzaklaştırın ey şeytanlar,

Büyüsünden bu cennet manzarasının!

Fırtınalarla ordan oraya savurun beni!

Kızartın kükürt ocaklarında!

Derin ateş denizlerinde yuğup yıkayın!

Ah Desdemona, Desdemona! Sen öldün ha!

Ah! Ah! Ah;

“Neden, ruhum, aklımdan çıkmamalı, neden.

Siz el değmemiş yıldızlar söyletmeyin beni!

Nedeni önemli. Ama kanını akıtmayacağım yine de;

Yara izi bırakmayacağım onun kardan beyaz cildinde,

O ak mermerden yapılmış heykeller kadar pürüzsüz teninde.

Işık sönsün, sonra da – sönsün ışığı!

(OTHELLO_William Shakespeare )

Ayazma-ida(kaz)dağı

·         gelelim ayazma ya ,homeros un iliada isimli kitabında tarihin ilk güzellik yarışmalarının ayazma da yapıldığından bahseder ,

·          

Ayazma; Bayramiç’ten 29 km, Evciler’den 5 km uzaklıktadır. Kazdağına özgü uzun ağaçları, gürül gürül akan soğuk suları ve piknik yerleri ile Balıkesir ilinin en güzel mesire yerlerinden birisidir.
Bayramiç sonrasında yol elma, kiraz, mürdüm eriği bahçeleri ve üzüm bağları arasından geçiyor. Bu bahçeler boyunca durup göz hakkınız sayılabilecek kadar meyve toplayabilirsiniz. Hatta daha ciddi boyutta tedarik için bahçe sahibi yerel halkla güzel bir sohbete girip, dallarından meyvelerinizi koparıp, uygun fiyatlara meyve satın alabilirsiniz. Onlar yine de sizden para almamakta ısrar edebilirler. Üzüm bağlarında büyük hacimlerde üzüm üretimi yapılıyor. Üzümleri çok sulu ve ince derili, şarap için kullanılıyor.tarihin ilk Güzellik Yarışmasının Ayazma’da yapıldığına inanılıyor. Bunu temsilen park içinde bir sahne yapılmış durumda ve her yıl Ağustos ayında Bayramiç Truva Festivali kapsamında burada Güzellik Yarışması - Ağustos ayının ikinci pazar günü - düzenleniyor. Bu güzellik yarışmasına ilişkin tabelada bu güzellik yarışması şöyle anlatılıyor:

Kral Priamos’un bir kuşkuyla dağda ölüme terk ettiği oğlu Paris bir ana ayı taradından emzilerek kurtarılır. Büyüyüp yaman ve güzel bir delikanlı olur. Birgün güzeller güzeli tanrıca Hera, Athena ve Aphrotide arasında kimin en güzel olduğu konusunda kavga çıkar. Kavgayı çözümlemek üzere Zeus Paris’i görevlendirir. Paris birbirinden güzel üç kadın arasında seçimi nasıl yapıp, elmayı kime vereceğini düşünürken belkide dünyanın ilk rüşvetlerinden biri devreye girer. Hera; Asya ve Avrupa krallığını, Athena; savaşta dünyanın en büyük yiğidi olmayı ve insanüstü aklı vadederler. Aphtodite ise; benden sana en güzel kadın sevgisi der.
Paris krallığı ve kahramanlığı bir kenara itip sevgiyi seçer ve Aphtodite uzatır elmayı. Böylece dünyanın ilk güzellik kraliçesi seçimi sonuçlanır.
  evet bayram tatilinin birazını ayazma da geçirdik ve kiraz zamanı geri döneceğimize söz verdik ,  ayrıca ayazma dünyada oksijen miktarı açısından bildiğim kadarıyla da 3. yer ,zaten bütün gün  nees alamadım anladım ki sonradan ciğerlerim o kadar oksijene alışık değil,tavsiye ediyorum gitmeyen kalmasın..
 
 
 
 
 
 
 

 

giderken …(r6_e6)son

 

 

95 ağustos  -eylül -ün günlüğü,

artık üniversiteyi bitirmiş ve üsküdar da  şemsi efendi  lisesinde edebiyat öğretmenliği yapmaya başlamış ve rıdvan ın yanından ayrılıp yine aynı sokakta başka bir eve yerleşmiştim, 11 ay önce eylül ayında  bana ettiği evlenme teklifi hala gözümün önünde ve ömrümün en mutlu anısı olacak gerçek olmasa da .. biliyordum ağabeyimin yaptıklarından sonra sahipsiz kalmamam için bir koruma duvarıydı o,yüreği o gizli sevdiği için yanarken beni yalnız bırakamamıştı işte,ağlıyarak reddettim teklifi ve isyan ettim ben kendi başımın çaresine bakabiliyorum bakıyorum artık,görsene  şimdi tekrar ayakları üstünde durabilen eylül e evlenme teklif etsene,her akşam o nun için döktüğüm gözyaşlarının ne anlama geldiğini bilmiyorum artık alışkanlık oldu ama ondan uzaklaşamazdım hele şimdi hiç,ince hastalığa yakalandı dedi doktor çok iyi bakılması gerekiyormuş rıdvan ın ben de her akşam okul çıkışı gidiyorum yemeklerinden temizliğe kadar fatma hanıma yardımcı olup rıdvan uyuyana kadar (çoğu gece o uyuduktan sonra  dahi gizli gizli ) onun yanında kalıyordum ,hayat böylece rutine girmişti işte ,okulda da çocukların en çok merak ettiği şey rıdvan kara şiirleriydi ve her gün onlara bir parça okuyordum yüreğim o kadının kim olduğunu merak ederken artık bir hayalden ibaret olduğu fikri daha gerçek geliyordu..

ben sana geldim işte/yıkıntılarımın arasından../ her gün harab-e dönerken../ gözlerinin içindeki okyanusa düştüm işte/ her gün sana  dogarken../kovma beni kapından,/ alışsam bile bir gün hayaline / ben / yine / sen-den gitmem gidemem işte..

rıdvan-ın günlüğü 95 eylül

 tam bir yıl oldu  ben hala kendimi toparlayamadım,lanet olsun  tüm cesaretimi toplayıp ağzımdan dökülen cümlelerimi hazırlamışken  söyledim bak şimdi yapayalnızsın benim gibi … lanet olsun o cümleyi hiç sarfetmemem gerektiğini biliyordum ama onunla evlenmek hayatımın en büyük arzusuydu,ve işte şimdi hayatımın en büyük hayaline dönüştü,kabul etmediği bir tarafa yanımdan ayrılıp bir üst yandaki köhne eve yerleşti,doktorlar ince hastalık olduğunu söylüyorlar ben de , her gün öksürüklerim daha da kötüye gidebilirmiş,kimseye söylemedim ama galiba fatma hanım anladı çok fazla ömrüm kalmadığını, ve onunla geçen hergünün daha nasıl kıymetleneceğini düşünürken bu bir lanet değil hediyeydi bana.. gün gelip anlıyacaktı beni,gün gelip ısınacaktı o küçücük yüreği, gün gelip sevecekti beni,gün gelip aşkından gözlerimin içine bakarken ölüverecektim işte,

 12 eylül 2008  eylül -ün günlüğü..

hayat daha ne kadar acımasız davranabilir ki bana derken almıştı işte rıdvan-ın canını,yaşamamın hiçbir anlamı yoktu işte,bu dünyada sığınacağım tek kocaman büyük bir yürek te yoktu artık, geriye kalan sa hep aynı beklenen bir tansık,

yok daha fazla dayanamadan son vermeliydim bu ağırlığa mutluluk burada değilse diğer yakada(bunu da rıdvan öğretmişti, dünya ve ahiret hayatı iki yakaymış,iki yakasını birleştirebilen insanlar gerçek mutluluğu bulurmuş)olmalıydı,sessizce kızkulesini seyre daldığım limana gittim,15 yıl önce annemim ve kızkardeşimin acısını unutmak ve ölmeye karar vermişken başlayan aşk-ın yerine gittim,bu kez aşkımın arkasından bakakalıcaktım ve onun gözlerini suda gördüğüm an cesaret bulup atlıyacaktım işte ölüme,ayaklarımı tereddütle ileriye kımıldatırken yaklaştı yanıma ethem reis,artık yaşlanan bedenini  ancak taşıyabilen bastonuyla itti beni,

-atlamadan önce bir emanet vereceğim sana,rıdvan-ın sözüdür,kendi öldükten sonra seni burda görürsem  sana verecekmişim, şimdi burdasın ya o görüyordur,ah yavrucak amma bahtsızdın sen de  dedi

telaşla mektubu hiçbir parçasına zarar vermeden açmaya çalışıyordum beceremiyordum işte ama  eylül-e yazıyordu zarfın üstünde ve kalbim biraz önce ölmeye karar vermemiş gibi tüm bedenimi taşıyacakmış gibi havada çırpınıyordu işte, çarpıntıma engel olamıyordum,titreyen parmaklarımı yüreğime bastırmak ta hiçbir fayda vermiyordu,ayrıca ağlamaya başlamam da mektubu okumamı bir o kadar güçleştirmişti işte, şu iki dakikalık kalbimin yaşadığını anlamam unutturmuştu tüm yaşamadığı anlarını. ve mektup banaydı işte

- eylül-canımın içi yüreğimin sahibi ,artık biliyorum beni  sevdiğini,bu mektubu okuyorsan en mutlu ve en üzgün anım ölümümden sonra olacakmış demek ,  tam da burada  girdin  yaşamıma,tam da burada inanmaya başladım ikinci yakalara ,ikinci hayatlara,sana duyduğum sevginin sonsuzluğu inandırdı beni Tanrı’ ya,böylesine bir sevgi son bulamazdı işte ve biliyorum artık senin de beni sevdiğini, birgün bulacaksın o sevgiyi söz veriyorum sana gözlerimin içine baktığın anda gördüğün şeyi Tanrı’ nın izniyle sende bıraktım ben, sana layık olan biri gelip tekrar göstersin seni,  sana diye.. herşeyin başladığı yerde ben vardım hayatında,acının,hüznün,sevginin,  bunu da atlatıp şimdi başlayacaksın yaşamaya ,şimdi biliyorsun 15 yıl şiirlerimi kime yazdığımı , hepsini tekrar tekrar oku,ve böylesine sevilen bir kadının bu kadar aciz olamayacağını ,benden ve herkesten çok daha güçlü olduğunu düşün. ve gün gelip gerçekten aşık olacağın an-a kadar sen de bir hayale şiir yazabilirsin artık ,sen de benden bir parça taşıyabilirsin  artık,

can-ını canan-a  hiç düşünmeden emanet edebileceğin o vakit gelinceye kadar git ,git şimdi,ben  hep seninleyim,Rıdvan..

son…

öz-gür-lük

 

gün- çarşamba sabahı böyle doğdu üstüme,batıya doğru yol alırken geceden benden hızlı yol aldı üsttü örtümü,nereme baksam pırıltılarını görüyordum ve gecenin beni terkeden ki hüznünü anlıyabiliyordum ,artık savaşı sadece pırıltılara karşı mavimsi bir gölge olmaktan ileri gitmezken kendimi en özgür hissettiğim anda  o vardı yanımda,

beraber değildik belki ama kesinlikle aynı yöne doğru deliler gibi koşuyorduk,iyi ki sen varsın yanımda ,

bir ayin ritüel-i gibi ,anamdan emdiğim süt gibi,dara düştüğümde aklıma da düşen dua gibi,yıldırımlarla bir söylenen şarkılar gibi,gecenin maviliği koyulaştığında güneş damlasını biriktirmiş  usulca bırakır gibi,sessizlikte korkmamak için deliler gibi bağırmak gibi,hep hep ordaymış ve orda olacakmışsın gibi,

hep dediğin gibi ;en küçük su damlasına bile vurur ışığı güneşin,en küçük çimen bir tek o na ezilmez,zifir karanlığa teslim olmayan ışık hüzmesi gibi,ruhun gibi yani  ışığım gibi,…

birlikte değil birden gidilebilen yollar gibi,kesiştiğinde ayrılan yıllar gibi ,hep  bildiğin bir şeye ilk defa bakmak, görmemek gibi, öz yiter özgürlük gider gibi ,gitmesini istersin gibi ,geldiğinde rüzgarının  sesini,saçlarının uçuşunu,tenini okşayıp geçişini,yağmurunu değil nemini hissettirdiğinde ,işte sana da uğradım  der gibi,

geldim işte sana geldim,deliler gibi koşturarak geldim…elimi açtım yalvarmaya geldim işte,gözümü kapadım aslolanı görmeye geldim işte,başımı dayadım secdeye geldim işte, …

kadın -erkek

 

böyle giderse yakında fe-MAN-ist ,EFE-minist yada efeminist olucağım,tüm anlamlar tecahül edilmiştir.Asırlardır dünyada  anadolu kültürü  var,bu kültürde hititler etiler ,vs medeniyetler  medeniyetine göre tanrıçalar toprağı,kibeleden tut da venüs e afrodit e kadar süregelen bir kadın hakimiyeti var ,günümüze bakıp ta  bunun kaybolduğunu zannetmeyin sakın zira şu ara feministlere takmış durumdayım hani şu sosyal açıdan erkeklerle kadınların eşitliğini (gerçekten!) savunuyorum diyenlere bir bakalım erkekle kadın eşit mi ?.Eşit olmalı tabi en nihayetinde benim ki bir tecahül olur ama yazmadan da geçemiyeceğim,fiziksel özelliklerin ve bilinen içgüdülerin varlığının cinsler arası eşitliği sosyal açıdan aslında kimin lehine bozduğunu?

bilinen gerçekler

-kaldırımda  bir erkekle bir bayan birlikte yürürken erkeklerin yol kenarından bayanların   binalara bakan taraftan yürümesi gerektiği(ezilecekse önce erkekler ezilsin sendromu)-böyle durumdayken bayanın omzuna elinizi atabilir ve binadan taş düşme olasılığına karşı seni koruyorum hayatım demeyi deneyebilirsiniz ama tecrübe ile sabittir  azizim en  sarışını bile inanmıyor -

- bir erkek ve bir kadın birlikte kaybolduklarında kadın ayaklarını çıkarıp elinde ayakkabılarıyla derede keyif eylerken  ya da eğer tenha bir otobanda  kayboldularsa bir erkek olarak (  otoban devriyesi olmak  ),ya da ıssız bir yolda kayboldularsa ( mümkünse kutup yıldızına dönüşmek) ya da varsayalım ormanda kaybolunduğunda  ise (olmaması lazım ya her nasılsa olursa)misal keçi gibi bilinen tüm yol ve izleri içgüdülerinizle harita mühendisi ve ünlü kaşifler gibi bilmek durumunda kalmak ( erkeklerin yön güçleri gelişmiştir -hadi ordan kolaysa sen bul sendromu ya da ulan ben şu gps i almaz mıydım bilseydim sendromu )

- ya da tüm kadınlarda (beğenilme arzusu ) ya da güdüsüyle tüm erkeklerin kendilerini beğenmesini ve bakmasını istemek ama aynı zamanda kendilerine yan gözle bakan bir erkek gördüklerinde eşleri ya da sevgililerinden duruma el konulmasını talep etmek (erkeğin racon kesmesi-iki tarafı da kastediyorum-gerekecek)dikkat edin bu olayda mağdur  sayısı tek değil  2 :)

- yeryüzünde yaratılan tüm canlılar ve hayvanlardan gösterişli olanları  erkek iken insanlarda  en güzel en estetik ve en naif i kırılacak  ve üstüne titrenecek cevher gibi olanlarının kadın olması( tabiat ana sendromu)

-yakın bir tehlike anında hırsız,kapkaççı,gaspçı,tecavüzcü(çoğu kadın için kesin tecavüzcü)kadından vazgeçmesi,direnmemesi,bağırıp kaçması beklenir iken ,aynı davranışı sergileyen bir erkeğe -sen ne yaptın be abi ölseydin daha iyiydi sendromu

-ekonomik durumlara hiç girmesek daha iyi olacak ama değinelim yine d e bir bayanın var ise kazandığı paranın tamamiyle hakkı olması ama bir erkeğin evin reisi olarak ailesini geçindirmek durmunda olması,ve hatta  kefil mi olunacak,sözleşme mi imzalanacak,kredi kartı mı alınacak mümkünse erkeğin imza atması ama olası bir icra ve haciz tehdidinde malların satılmaması için(çoğu kadının yalanıdır ve inandıklarında genellikle erkeğin bittiği andır:)))için tüm tapuların ruhsatın gayrimenkulun kadının üstüne olması  gerektiği  yolunacak bir de üst mahallede bir kaz vardı sendromu

-bir kadının 10 lu yaşlardan itibaren evde oturup zengin koca bekleyerek çeyiz yapması olası ve hatta beklenen olduğu  bir gerçek iken ancak aynı durumda bulunan ve birgün zengin hanım alacağım diye bekleyen erkeklere çoğunlukla serseri ,bi baltaya sap olamamış yakıştırmalar yapılması , içgüveysi sendromu

-evde herhangi bir böcek,fare,hamamböceğigillerden bir çeşit ,örümcek v.s görülmesi durumunda  bir kadının o anda o şey-i evden dışarı çıkaracak olan ilk ve en yakın erkeği aramaktaki cesaret takdire şayan görülür iken  ,aynı durumda bir erkeğin fareyi vs öldürmesi ve mümkünse kökünü kurutmakla görevlendirilmiş biyolog  uzmanlığında konuya yaklaşması  gerektiği fobifobik sendromu

-cinsiyet değişikliği çabalarının(ameliyat,psikoterapi,vs) dikkate değer olarak kadınlar lehine artmasının  birçok mağdur erkeği beraberinde getirdiği-cinsiyet  sendromu

-bir bayanın bilgisayarı bozulduğunda ya da televizyon kumandası bozulduğunda (ki yüzde 90 sadece pili bitmiştir) eve çağrılabilecek elinin altında tamirci kılığında dolaşan erkekler bulunması normal iken erkeklerin yeryüzünde  icat edilmiş ve hatta önümüzdeki yüzyılda icat edilecek olan tüm elektronik aletler üzerinde kendi icat etmiş gibi bilgi sahibi olması gerektiği ve hatta eve gelen servis boy-un bile  tamir ederken -abi bişey yok bunda bak bi dahakine şöyle şöyle yaparsın taktiği verilmesi sendromu

-bir kadının trafikte araba kullanırken küfre uğramama özgürlüğü ama aynı durumda bir erkeğin (tali yoldan aniden çıkan,sarıda geçen,sollayan)bir erkeğin küfür hazinesine yenilerini sessizce eklemesi gerektiği gerçeği,buna  araba servis ücretsiz  yardım hattı istatikleri ile bilimsel olarak ta cevap verebiliriz,soru yu soranların bayan olması durumunda hatta saatlerce kalınarak yardımcı olunmaya çalışıldığı(hanımefendi içinde ünlem işaret olan hani ekranda en altta sağda el freni dir -ekran mı hangi ekran -hanımefendi bir tane ekran var zaten-ünlem işareti neye benziyodu-hanımefendi siz yukarı doğru bir çizgi ve altında bir nokta arayın liütfen-el freni evet evet araç yokuşta ise mutlaka çekmeniz gerekir-sonuna kadar çektiğinizi nasıl mı anlıyacaksınız-uzun uzun anlatayım mı -lütfen -peki başlıyorum,,:) vs gibi) ))gibi ancak aynı durumdaki bir erkeğe- hatlarımız meşguldur ,hem beyefendi biz nerden bilelim yeniden deneyebilirsiniz cevabı ile başlayan fe sübhanallah sendromu

 lokantaya gitmekten hiç bahsetmiyorum ama bahsediceğim hesap geldiğinde (belki feminist bir kız arkadaşınız var şu durumda yani- hesap gelmekte iken -az ihtimal ama olsun)garsonların  faturayı direkt ve sessizce  erkeğin önüne bırakmalarındaki ustalığının ayrıca oscar ödülü gerektirdiği asıl femme fatalle sendromu(veya garsona-abi seninde kız arkadaşın olacak sen de gidicen  manasını 2 saniyede 2.oscarı alıcak kadar başarıyla yapmaya çalışırsınız:)))) cimri gözükmeden kurtulmak için kaç takla atmam gerek sendromu

 -tüm mekanlara merdiven de dahil (düşerken bayanı tutmak için,erkek düşerse kendi başının çaresine baksın) önce bayanların girdiği  ve girmesi gerektiği hatta önce girmekle kalmayıp erkeklerden -gerard depardeaue ustalığında el hareketi yapmanız beklentisi ( hareketin devamını görüyorlar kısa kesin derim ben )ve hatta uzakta bir bayan olsa dahi göz teması sağladığı anda sırtınızdan terler boşalarak  onun gelmesini beklemeniz gerektiği  yani ladies first değil  misal ise ladies höst :)sendromu buna toplu taşıma araçlarında erkeğin gözünün bebeğinde kanlar dışarı da fırlasa yorgunluktan!!; Yanakları kırmızı kırmızı gürbüz ve sağlıklı bir teyzeye yer vermesi gerektiği eyvah teyze geliyor sendromunu da ekleyebiliriz

-bayanlara ne giyse yakıştırıldığı ancak bir erkek bilinen tarzdan(kot-gömlek-tişört ve takım elbise hariç)uzaklaştığı ve yeni  ve moda birşeyler denediği gün cinsel tercihleri hakkında sorgulandığı ve hatta dirayetinin ve bu güne kadar vay nasıl da gizlemiş hiç farketmedik şeklinde dedikoduların havada uçuştuğu,centilmen abim benim:))) diye de bilinen cemil ipekçi  sendromu) ki şahsi kanaatim  adamın omzundan aşağısı süper giyiniyor

-bir kadının kuaför masrafının aylık aile muhasebe kayıtlarında toplu bir yekun da tutsa kanıksandığı ama bir erkeğin bir ayda ikinciye berbere gidişinin (berber dahil) kesin bir kırığı vs olduğu şeklinde yorumlanması -eyvah 40 ından sonra teneşir paklar kategorisine resmen girdim sendromu buna kadınların tiplerini,saçlarını istediği gibi değiştirme özgürlüğü ama aynı durumda bir erkeğin bıyık bırakma isteğinin bile partisinden ,işinden, arkadaşlarından,eşinden,kahveden olurum korkusuyla ayna önünde  birkaç dakikalık  fantezi ile yetinmelerini gerektirir yılmaz güney sendromunu da ekleyebiliriz

aklıma bugünlük gelen bunlar ve günün sonunda evet feminist deyiminin karşısında ne varsa  ben de ondan-ist-im işte belki aynı şeydirler aynı deyim  çünkü ben de erkek ler ve kadınlar arasında eşitlik istiyorum yeter çığlıklarıyla bitiriyorum

bir komedi ve gülmek için elbette  diğer günler talep olursa(ki kesin emir olucak) kadınların mağdur duruma düştüğü olaylardan birkaçını yazarım heralde ama şu sıralar değil,bugünlük bu kadar

Eski Gönderiler »